ÜYE GİRİŞİ ÜYE OLMAK İÇİN ALTTAKİ LİNK İ TIKLA

SELÇUK--TİRE

İZMİR İLİ SELÇUK İLÇESİ
SELÇUK İLÇE TANITIM
selçuk
izmir selçuk
selçuk izmir
selçuk resimler
selçuk fotoğraflar
selçuk manzaralar
selçuk görüntüler
selçuk video
selçuk haber
selçuk spor
selçuk yemekleri
selçuk haritası
selçuk aşk evi
selçuk tapınaklar
selçuk üzüm
selçuk turizm
selçuk otel
selçuk pansiyon
srlçuk yurt
selçuk konaklama
selçuk konut
selçuk emlak
selçuk satılık
selçuk kiralık
selçuk arsa
selçuk araç
selçuk ekonomi
selçuk sanayi
selçuk ticaret
selçuk tarım
selçuk hayvancılık
selçuk sağlık
selçuk hastahaneleri
selçuk devlet hastahanesi
selçuk kültür
selçuk sanat
selçuk müze
selçuk tarihi eserleri
selçuk eğitim
selçuk okul
selçuk lisesi
selçuk doğa
selçuk dernek
selçuk gezi
selçuk tatil
selçuk kale
selçuk efes
selçuk meryem ana
selçuk
SELÇUK İLÇE TARİH
Selçuk Tarihi
Selçuk’un tarihçesi Efes Antik Kentinin kuruluşu olan M.Ö. 6000 yıllarına yani Neolitik Dönem’e kadar inmektedir. Doğu ile batı arasında önemli bir kapı durumunda olan Efes önemli bir Liman Kenti idi. Bu konumu ile Efes, çağının en önemli politik ve ticaret merkezi olarak gelişmesini ve Roma Devrinde Asia eyaletinin başkenti olmasını sağlayan Efes
250.000 kişilik nüfusuyla dünyanın dört büyük kentlerinden biriydi.
Antik Dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı ününü M.Ö. 324–250 yıllarında dünyaya duyurmuş, dünyanın mermerden yapılmış ilk yapısıdır. Tek tanrılı dinlerin insanları gibi tapınan Efesliler, Artemisin pek çok tanrının gücüne sahip olduğuna inanırlardı. Aynı zamanda bereket tanrıçası olarak da anılan Artemis Tapınağı günümüzde hala ününü hafızalarda taze tutmaktadır.
Şimdi gezilen Efes, Helenistik ve Roma çağlarında yaşanan ve Büyük İskender’in generallerinden Lysmokhos’un M.Ö. 300 yıllarında kurduğu bir liman kentidir. Bu döneme ait sur duvarları kentin güneyindeki Bülbül dağı üzerinde hala ayaktadır.
Bizans Çağ’ında tekrar yer değiştiren Kent ilk kez kurulduğu Selçuk’taki Ayasuluk Tepesi‘ne gelmiştir. Burası St. Jean’ın incilini yazdığı ve mezarının bulunduğu kutsal bir hac yeri olarak kabul edildiği için mezar üzerine 5 ve 6. yüzyıllarda büyük bir bazilika inşa edilmiştir. 1307 yılında Türkler tarafından alınan Selçuk (Ayasuluk) kısa bir süre Aydınoğulları Beyliği’nin merkezi olmuş, Türk İslam dini yapıları, sanat tarihi açısından da görülmeye değer önemli kültür varlıkları bu tarihlerde yöreye kazandırılmıştır.
1426 tarihinden sonra Osmanlı hâkimiyetine giren Selçuk, aynı zamanda üç dinin yayılması ve genişlemesinde de rol oynamıştır, hatta eski çağlarda putperestlik dünyasının paganizm’in merkezi olmuştur. Selçuklulara ait birçok tarihi ve kültürel eserleri barındıran Selçuk, 1914 yılında Ayasuluk adı Akıncılar ismi ile anılırken, 1957’de İzmir’in ilçesi durumuna getirilmiş ve bugün 33.732 kişilik nüfusa sahip Turistik bir İlçedir.
Selçuk İlçesinin tarih sahnesine çıkışı antik Efes kenti'nin ilk kuruluşu ile M.Ö. 6000 yıllarında başlamaktadır. Son yıllarda yapılan araştırmalar ve kazılarda Efes çevresindeki höyükler (tarih öncesi tepe yerleşimleri) ve kalenin bulunduğu Ayasuluk Tepesi'nde Tunç çağları ve Hittitler'e ait yerleşimler saptanmıştır. Hititler Dönemi'nde kentin adı Apasas'tır. M.Ö. 1050 yıllarında Yunanistan'dan gelen göçmenlerin de yaşamaya başladığı liman kenti Efes, M.Ö. 560 yılında Artemis Tapınağı çevresine taşınmıştır.
EFES TARİH
Efes Örenyeri
Efesin Tarihçesi
Bugün gezilen Efes ise, Büyük İskender'in generallerinden Lysimakhos tarafından M.Ö. 300 yıllarında kurulmuştur. Hellenistik ve Roma çağlarında en görkemli dönemlerini yaşayan Efes, Asya eyaletinin başkenti ve en büyük liman kenti olarak 200.000 kişilik nüfusa sahipti. Efes, Bizans Çağında tekrar yer değiştirmiş ve ilk kez kurulduğu Selçuk'taki Ayasuluk Tepesi'ne gelmiştir.
Magnesia Kapısı: Efesin çevresindeki sur duvarlarının doğu kapısıdır. Panayır Dağı ayrı zamanlarda yapıldığı düşünülen iki kısımdan meydana gelen Lysimakhos surları ile tahkim edilmişti. Panayır Dağı ile Bülbül Dağı arasındaki hafif meyilli arazide, kazılarla açığa çıkarılmış tek kent kapısı olan Magnesia Kapısı bulunmaktadır. Damianus tarafından yeniden yaptırılan Artemision yolu ve Menderes Magnesias’na ve Kaystros vadisine giden yollar buradan başlıyordu.
Doğu Gymnasionu ve Devlet Agorası Hamamları : Magnesia Kapısı’nın tam kuzeyinde, M.S. 2.yy’ın 2. yarısında inşa edilmiş, yaklaşık 130 x 107 m. Ölçülerinde bir alanı kaplayan Hamam/Gymnasion (Roma Çağı okulu) külliyesi yer alır. Hamamın batı ve güney taraflarında yer alan salonları tabanları mozaik kaplıdır. Geç Antik Dönemde anayol üzerinde, mezarlık kilisesi olarak üç nefli bir bazilika inşa edilmişti.
Yukarı Agora (Devlet Agorası) ve Bazilika: İlk olarak Helenistik Dönemde inşa edilmiş, Roma Döneminde İmparator Agustus zamanında tamamlanmıştır. Agora ticaretin devlet kontrolünde organize edildiği, resmi toplantıların ve borsa işlemlerinin yapıldığı yerdir. Ayrıca Agora içerisinde Efes’in ticaret borsası işlevini gören bir bazilika da bulunmaktaydı. Agoranın ortasında dikdörtgen bir tapınak vardı.
Odeon: M.S. 2.yy’da Publius Vedius Antoninus ve karısı Flavia Papina tarafından yaptırılmıştır. Zamanında üzeri ahşap bir çatı ile kapalı olan yapıda Kent Meclisi toplantıları yapılmış ve konserler verilmiştir. 1.400 kişilik kapasiteye sahiptir. Scaenae frons iki katlı sütunlarla oluşturulmuş ve dışa taşan aedikulalar içinde heykellerle bezeliydi.
Prytaneion: Efes Antik Kenti’nin günümüz deyimiyle belediye binasıdır. Kentin ölümsüzlüğünü simgeleyen kent ateşinin hiç durmadan yandığı yerdir. Salonun çevresinde tanrı ve imparator heykelleri sıralanmıştı. Onarım çalışmalarında ayağa kaldırılmış altı dorik sütun üstünde Prytaneion’da görevli rahiplerin adları ve bazı dini metinler yer almaktadır. Bina ilk olarak Lysmachos döneminde M.Ö. 3. yy’da inşa edilmiştir. Günümüzdeki kalıntıların çoğu M.S. 1. yy’a aittir. Bu gün Efes Müzesinde sergilenen mermer Artemis heykelleri 4. yy’da meydana gelen bir deprem felaketinden sonra kült kuralları çerçevesinde buraya gömülmüşlerdi. Yanındaki yapılar kentin resmi misafirlerine ayrılmıştı.
Domitian Tapınağı: İmparator Domitian adına M.S 81-96 yaptırılmış büyük bir tapınaktır. Tapınağın önünde “U” şeklinde bir sunak bulunmaktaydı. Burada bulunan normal bir insan ölçülerine oranla çok büyük ölçülere sahip olan Domitian heykeline ait parçalar Efes Müzesinde sergilenmektedir. Tapınağın altında bulunan galeriler Efes yazıtlar galerisi ve depo olarak kullanılmaktadır.
Pollio Çeşmesi: Domitian Meydanının doğusunda yer alan Pollio Çeşmesi M.S. 97 yılında C. Afillius tarafından C. Sextilius Pollio adına yaptırılmıştır. Önünde büyük bir havuz bulunan çeşme halen Efes Müzesinde sergilenen Odysseus ve Polyphemos heykel grupları ile süslenmişti. Çeşmenin kuzeyinde olasılıkla hastane yapısı yer alımaktadır.
Memmius Anıtı: İ.S. 1. yy’da İmparator Agustus döneminde inşa edilmiştir. Bir kitabeye göre anıt, diktatör Sulla’nın torunlarından Memmius adına ithaf edilmiştir. M.S. 4. yy’da kuzeybatısına büyük bir çeşme ilave edilmiştir.
Kuretler Caddesi: Büyük bölümü mermer kaplı olan caddenin inşası M.S. 1. yy’a tarihlendirilmektedir. Caddenin iki tarafında sütunlu, ahşap çatılı yürüme yolları (stoa) ve arkada yolun her iki yanında dükkanlar yer almaktaydı. Cadde şehrin ve İmparatorluğun ileri gelenlerinin heykelleri ile süslüydü. Caddenin altında şehrin kanalizasyon şebekesi bulunmaktaydı.
Herakles Kapısı : M.S. 4.yy sonlarında zafer takı olarak yaptırılan bu kapı Kuretler Caddesi'ni yaya yolu haline getirmiştir. Ön cephesinde bulunan Kuvvet Tanrısı Herakles (Herkül) kabartmaları dolayısıyla bu ismi almıştır. Kabartmalar İ.S. 2. yy’a tarihlenmekte olup başka bir yapıdan getirilmiş olmalıdır.
Trajan Çeşmesi : Cadde üzerindeki iki katlı anıtlardan biridir. M.S. 114 yılında İmparator Trajan adına yaptırılmıştır. Ortada İmparator Trajan'un kolosal bir heykeli bulunmaktaydı. Bu gün heykelinin ayağı altında görülen küre dünyayı simgelemektedir.
Yamaç Evler: Bülbül Dağı eteklerindeki teraslar üzerine yapılmış evlerde kentin zenginleri oturuyordu. Evler açık peristil bir avlu etrafına iki katlı olarak inşa edilmişlerdir. İlk inşa tarihi M.S. 1. yy olarak belirlenen evler daha sonraki yıllarda çeşitli ilave değişikliklerle şehir terk edilene kadar kullanılmışlardır. Evlerin tabanları mozaikler, duvarları mermer kaplama ve fresklerle dekore edilmiştir. Evlerin içinde çeşmeler ve yerden merkezi ısıtma sistemleri bulunmaktaydı.
Varius Hamamları: Romalıların en önemli sosyal yapılarındandır. Yapıldığı tarihten sonraki dönemlerde gimnasium gibi kullanılmıştır. Soğuk, ılık ve sıcak kısımlar, dinlenme, okuma ve oturma odaları vardır. 2. yy’da yapılmış, Bizans devrinde tamir görmüştür. Bir nişinde hamamı Hıristiyanlık döneminde onartmış olan Skholastikia’nın oturur pozisyondaki heykeli bulunmaktadır.
Umumi Tuvalet (Latrina): Ortasında sütunlarla süslü havuz olan umumi tuvalet yapısı, aynı zamanda toplanma yeri olarak da kullanılmıştır. M.S. 1. yy’la tarihlenmiştir. Yapının üç tarafında mermerden, aralarında bölme bulunmayan yan yana dizilmiş klozet şeklinde tuvaletler, oturma yerlerinin önünde içinden temizlik için su akan bir kanal ve tabanda mozaik döşeme bulunmaktaydı.
Aşk Evi: M.S. 2. yy’da İmparator Traianus – Hadrianus dönemlerinde iki katlı inşa edilmiştir. Mermer Cadde ve Kuretler Caddesinden iki girişi olan Evin tabanı mozaik ve mermerlerle, duvarları ise fresklerle kaplıdır. Bir odanın tabanında dört mevsimi simgeleyen renkli mozaikler vardır. Efes Müzesinde sergilenen Tanrı Bes denilen Priapos heykeli bu evde bulunmuştur.
Hadrianus Tapınağı : İmparator Hadrianus adına, M.S. 118-138 yıllarında P.Quintilis tarafından anıt tapınak olarak Varius Hamamı kompleksi içine, Kuretler Caddesine dönük inşa ettirilmiştir. Korinth düzenlidir. Alınlığında şehir ve şans tanrıçası Tike’nin kabartması yer alır. Efes'in kuruluş efsanesinin işlendiği firizlerin orijinalleri Efes Müzesinde sergilenmektedir. Sütunların önündeki yazılı heykel kaideleri Dioklotian, Maksimian, Constantius Cholorus ve Galerius’un bronz heykellerine aittir.
Alytarkhus Stoası: Yamaç Evlerle Kuretler Caddesi arasında Geç Helenistik devirde yapılmış, M.S. 440-441 yıllarında son şeklini almıştır. 50 m. uzunluğunda, 5 m. genişliğindedir. Güneyinde 10 adet dükkan ve kuzeyinde renkli mermerden sütun sırası yer alır. Taban döşemesi olarak yapılan mozaik panolar çok renkli ve geometrik desenlidir.
Oktogon: Kare planlı bir podium üzerine oturan sekizgen planlı, korint düzenli bir mezar anıtıdır. İskender’in generallerinden olan Mısır Kralı Ptolemaioslar ailesine mensup bir genç kız adına inşa edilmiştir. Kleopatra'nın kız kardeşi IV. Arsinae için yapıldığı söylenir.
Oktagon’un alt kısmındaki Podium kaplama bloklarının yola bakanları üzerinde M.S. 4. yy’da İmparator Valens, Valentinianus ve Gratianus’un Efeslilere yazdığı iki mektup yer alır.
Heroon: Efes’in efsanevi kurucusu için yapılan Androklos Anıtı ‘U’ planlı, dor düzenli bir altyapıya sahiptir. Alt yapı üzerinde ion düzenli alınlıklı bir anıt bulunmaktadır. Alınlıkta savaş sahneleri işlenmiştir.
Anıtın önünde Bizans Döneminde İmparator Justunianus M.S. 526-565 zamanında karşısındaki stoalarla beraber bir çeşme havuzu yapılmıştır.
Celcus Kütüphanesi : Yapı Konsül Gaius Julius Aquila tarafından babası Asya Genel Valisi Celcus Polamaeanus adına M.S. 117 yılında bir anıt mezar olarak yaptırılmıştır. Hem kütüphane, hem de mezar anıtı görevini üstlenmiştir. Kitap ruloları, yapı içerisinde, duvarlardaki nişlerde saklanıyordu. Cephesi 1970-1980 yılları arasında restore edilmiştir. Binanın ön cephesinde Celcus’un akıl, erdem, anlayış ve bilim özelliklerini sergileyen 4 kadın heykeli kopyaları bulunmaktadır.
Ticaret Agorası ve Güney Kapısı : Efes’in kurucusu Lysimakhos MÖ 3.yy’da kentin yerini değiştirdikten sonra Tetrogonos Agora ismi ile anılan ticaret agorasını eski yerleşme ve kutsal yol üzerine inşa ettirmişti. MÖ 1.yy sonlarında genişletilerek yeniden düzenlenen agora, dört yanı iki galerili, 112 m. uzunlukta stoalarla çevrili kare planlı ve kapalı bir meydan halini almıştır. Limana direkt olarak bağlantılı olan agoranın doğusu hariç diğer üç cephesinde anıtsal kapıları vardır. 7. yy’a kadar kullanılan Agorada; tapınaklar, çeşmeler, yazıtlar, tanrılara ve kahramanlara adanmış sunaklar, kahramanların ve kente hizmet etmiş kişilerin heykelleri ve anıtları vardı.
Augustus Döneminden biraz sonra inşa edilen Batı Kapısı İon düzenlidir. Limandan kent içine uzanan bulvar görünümlü caddenin doğu ucundadır. Yaklaşık olarak 17 m. genişlikte bir podium üzerine oturtulan anıtsal kapı Agoranın ana girişi olarak kabul edilir. Domitianus döneminde yan kısmı tadil edilmiş ve rampa ilave edilmiştir.
Mermer Cadde : Kütüphane meydanından tiyatroya kadar uzanan caddedir. Çeşitli devirlerde onarım görmüştür. Arabaların kullandığı caddede yayalar için yolun yanında yüksekçe bir platform yapılmıştır. Caddenin altında şehrin atık suyunu taşıyan gelişmiş bir kanalizasyon sistemi bulunmaktadır. Caddenin ortalarına doğru döşeme taşı üzerinde bulunan kazıma tekniğinde yapılmış bir kadın, sol ayak ve kalp figürlerinin aşk evindeki bir kadının reklamı olduğuna inanılır.
Büyük Tiyatro: Panayır Dağının güney eteklerinde yer alan tiyatro ilk olarak Helenistik Devirde inşa edilmiştir. Bu gün görülen kalıntılar M.S. 1. ve 2. yy aittir. 24.000 kişilik kapasiteyle antik dünyanın en büyük tiyatrosudur. Çok süslü ve 18 m. yüksekliğindeki üç katlı sahne binası tamamen yıkılmıştır. Oturma basamakları üç bölümlüdür.
Liman Caddesi (Arcadiane): Geç Helenistik devirde yapılmış, İmparator Arkadius (395-408) zamanında onarılmıştır. 528 m. uzunluğunda, 11 m. genişliğindedir. Bir tür tören caddesi olarak da kullanılan caddenin iki yanında galeriler ve dükkanlar bulunmaktaydı. Efes kentinin limana bağlantısını sağlıyordu. Geceleri aydınlatılan cadde üzerine kentin Hıristiyanlık Döneminde anıtlar yapılmıştır.
Tiyatro Gymnasionu : Efes’teki dört büyük gimnasiondan biridir. Güney kısmında 70x30 m. boyutlarında üç yanı portiklerle çevrili büyük bir palaestra vardır. Palaestranın kuzeyinde seyirci oturma yerleri vardır. Kare planlı yapının güney kısmında frigidarium, orta kısmında havuzlu tepidarium yer alır. Kuzey kısmında ortadaki büyük salon İmparator Salonu olarak kabul edilmektedir.
Liman Hamamı: Liman Caddesinin sonundaki büyük yapılar grubudur. Hamam, gymnasion ve palaestradan oluşmaktadır. Doğu batı ekseninde simetrik bir plana sahiptir. İmparator Domitianus döneminde yapımına başlanmış, 356 yılı depreminde kısmen yıkılmış ve onarılmıştır. Ön avlusunun doğu ve batı yanları yarı yuvarlak, mozaik döşeli stoalarla sınırlanmıştır.
Meryem Kilisesi: Olympieionun güney stoasının batıdaki bölümü içine Geç Antik Dönemde bir kilise kompleksi inşa edilmiştir. Doğudaki bölümü ise değişiklikler yapılarak saraya benzeyen bir bina haline getirilmiştir. Bazı iddialara göre Hz. Meryem adına inşa edilmiş ilk kilisedir. 431 yılında 3. Hristiyan Konsülü bu kilisede toplanmıştır.
Saray Yapısı, Stadyum Caddesi, Stadyum ve Gymnasion : Otoparkın doğu kısmında yer alan Bizans sarayı ve caddenin bir bölümü restore edilmiştir. Stadyum, antik devirde sportif oyunların ve yarışmaların yapıldığı yerdir. Geç Roma Çağında gladyatör oyunları da yapılmıştır. Stadyumun yanındaki gymnasion ise hamam-okul kompleksidir.
Artemis Tapınağı: Antik dünyanın mermerden inşa edilmiş ilk tapınağıdır. Büyüklüğü, 105 x 50 m. ve ön cephesi diğer Artemis (Ana Tanrıça) tapınakları gibi batıya dönüktür. Anadolu’da çok eski bir inanç biçiminin Ege Arkaik dönemindeki yansıması ve devamı olan Efes’li Aremis’in Tapınağı Antik çağın yedi harikasından biri olarak kabul edilmektedir. İngiliz demiryolu mühendisi J.T.Wood tarafından yedi yıl arandıktan sonra 1869 yılında bulunmuş ve kazılara başlanılmıştır. 1904 – 1905 yıllarında yine British Museum adına D.G.Hogorth, 1965 yılından sonra da Avusturya Arkeoloji Enstitüsü tarafından kazıları yapılmıştır.
Altında Myken dönemine kadar inen bazı anıtlar bulunan Artemis Tapınağı ilk kez M.Ö.6.yüzyılın ortalarında Kral Kroisos’un yardımıyla inşa edildi. Antik kaynaklardaki efsaneye göre adını ölümsüzleştirmek isteyen Herostratos adına biri tarafından M.Ö.356 yılında Büyük İskender’in doğduğu gece yakıldı. Mimar Paionios Demetrios ve Kheirokrates tarafından yeniden planlanıp yapılan Tapınak M.S. 263 yılında Goth’lar tarafından yağma edildi. 400 yılından sonra kült sona erdi. Tapınağa ait mimari elemanlar St.Jean Bazilikası gibi bazı yapıların inşaasında kullanıldı.
Yedi Uyuyanlar : Panayır Dağı eteklerinde Bizans Döneminde mezar kilisesi haline getirilmiş olan bu yer, Geç Roma imparatorlarından Decius zamanında (M.S. 249-251) putperestlerin zulmünden kaçan 7 Hıristiyan gencin sığındıkları ve 200 yıl uyuduktan sonra 2. Theodosius zamanında uyandıklarına inanılan (mezar anıtı) mağaradır. Burada iki kilise ile çok sayıda mezar bulunmaktadır. Kalıntılar M.S. 5-6. yy’a tarihlendirilir.
Ayasuluk Örenyeri Ve St Jean Anıtı
Selçuk çevresinde bazı höyüklerden sonra Tunç Çağında Ayasuluk Tepesinde yerleşme olduğu bilinmektedir. Helenistik ve Roma devirlerinde Efes Örenyerinde gelişen kent Bizans Çağında yeniden Ayasuluk Tepesine gelmiştir. 1330 yılında Türkler tarafından alınan ve Aydınoğullarının merkezi olan Ayasuluk 16. yüzyıldan itibaren küçülmeye başlamıştır.
Ayasuluk Tepesinin zirvesinde yer alan Kale Bizans Çağında yapılmıştır. Ancak günümüzde görülen yapı ve surların çoğu Selçuklu ve Osmanlı Devirlerine aittir.
Ayasuluk Tepesinde yer alan St. Jean Bazilikası Bizans İmparatoru Büyük Jüstinien tarafından inşa ettirilmiştir. Döneminin en büyük yapılarından biri olan altı kubbeli kilisenin merkezi kısmında altta Hz. İsa’nın Havarilerinden St. Jean’ın mezarı bulunmaktadır.
Ayasuluk Tepesinin batı eteklerinde bir diğer önemli yapı olan İsa Bey Cami yer almaktadır. 1375 yılında Aydınoğullarından İsa Bey tarafından Şamlı Mimar Ali’ye inşa ettirilmiş olan Cami, açık avlusu ve plan özellikleri ile Türk Sanat Tarihinde önemli bir yapıdır.
SELÇUK İLÇE COĞEAFYA
Coğrafi Yapı :
295 Km² lik alanı kapsayan ilçemiz, merkez dahil, 2 belediye ve 8 köyden oluşmaktadır. İlçemizin denize uzaklığı 8 km, denizden yüksekliği ise 16 m dir.
Kuzeyden Torbalı, doğudan Tire, güneyden Germencik, ve güney batıdan Kuşadası İlçeleri ile çevrili İlçemizin tarihi ve arkeolojik durumu yanında tabiat güzelliklerine sahip olması, coğrafi bakımdan zenginliği ile ayrıcalığını ön plana çıkarmıştır.
Batı Anadolu'nun bağrından çıkan Küçük Menderes Nehri, geniş bir ova ile ilçeye 3 km kuzeyinden geçip, 9 km batısından denize dökülür. Doğusunda yükseklikleri pek fazla olmayan Maden, Kayser ve Sarıkaya dağları, Güneyinde ise; Eteğinde büyük bir medeniyetin kurulmasına sahne olmuş Bülbül Dağı vardır. Kuzeybatısında içinde, Kuş Cenneti ve üç doğal gölete ( Çakal, Gebeklise ve Cevaşır) sahip olan Selçuk’ta, doğa çeşitli kuşların barınmasına olanak sağlamaktadır. Selçuk yüzölçümünün, % 49 gibi büyük bir bölümünün ormanlık alan olması, İlçe’nin doğal deseninin zenginliğini oluşturur.
Akdeniz ikliminin hâkim olduğu Selçuk da yazlar sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı geçmektedir. Zeytin, pamuk, üzüm, narenciye (özellikle mandalina ve şeftali ) ilçe halkının başlıca gelir kaynağıdır. Bunun yanı sıra turizm de İlçe ve ülke ekonomisinin kalkınmasında önemli rol oynamaktadır.
SELÇUK İLÇE İKLİM
İklim
Akdeniz ikliminin egemen olduğu yörede yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise ılık ve yağışlıdır.
Kar yağmaz ve ısı nadiren sıfırın altına düşer. İklimin yumuşak olması 10 ay deniz ve
doğa sporlarının yapılmasına olanak tanır.
SELÇUK İLÇE TURİZM
Turizm :
İlçemizin tarihi, doğal ve sahip olduğu değerler itibari ile büyük bir turizm potansiyeline sahiptir. Hristiyanlık aleminin hac yeri olarak ilan edilen Meryemana Evi, dünyanın en büyük açık hava müzesi Efes Antik Kenti, dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Mabedi, H.İsa’nın havarilerinden St:Jean adına yapılan Kilise ve mezar, 431 yılı Konsül Toplantısı’ nın yapıldığı Meryemana adına yapılan ilk kilise olan Meryemana Kilisesi, Yedi Uyuyanlar Mağarası, Selçuk Kalesi, Su Kemerleri, Aydınoğlu Beyliği, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde yapılan başta İsa Bey Camii olmak üzere yüzlerce muhteşem Türk sanat eserleri, Belvi Beldesinde bulunan Keçi Kalesi, Belevi Mozolesi, Selçuk Efes Müzesi, Çamlık Lokomotif Müzesi, Anadolu Yaşam Müzesi (Maket Köy), geleneksel mimari yapısını en iyi şekilde koruyan ve yaşatan, otantik yapısı ve yaşantısıyla, köye has şarabı ve yemekleriyle ziyaretçilerini kendisine hayran bırakan Şirince Köyü yerli ve yabancı turistlerin ilçemizi ziyaret sebepleri olmaktadır. Ilıman iklimi ayrıca Ege Denizi sahilinde yer alması, deniz turizmini de giderek artırmaktadır
Küçük Menderes Nehrinin suladığı, yeşilin her tonunu barındıran irili ufaklı tepelerin çevrelediği Selçuk Ovası, tarih boyunca farklı medeniyetlerin merkezi olarak tarihin seyrini değiştirecek kadar önemli olaylara sahne olmuş bir yerleşim alanıdır. Selçuk; tarihi, kültürel, sanatsal ve doğasal zenginlikleri ile ülkemizde turizm potansiyelinin yoğunlaştığı, Türkiye’ nin yerli ve yabancı konutlar tarafından en çok rağbet edilen, gezi programlarının olmazsa olmaz bölümü haline gelen ve uluslararası turizm siteminin en gözde merkezidir.
Yakın çevresindeki İzmir Adnan Menderes Havaalanı, küçük uçaklar için hazırlanmış Selçuk-Efes Havaalanı, Kuşadası ve İzmir Limanları, İzmir-Denizli demiryolu bağlantısı ve Türkiye’ nin her yerine otobüs seferleri ile çok geniş bir ulaşım ağına sahiptir.
İlçenin yaklaşık 3 km batısında, Efes Antik Kenti yakınlarında bulunan Efes Havaalanı’ nda pilotluk ve paraşütle atlama eğitimi verilmekte ve uluslar arası paraşütle atlama yarışları düzenlenmektedir. Şirince- Çamlık ve Çamlık-Sultaniye arasında at gezi yolu bulunmaktadır.
Pamucak sahili su sporlarına oldukça elverişlidir. Dört yanı yeşilliklerle örtülü, çok yüksek olmayan tepeciklerle çevrili ilçe, dileyen turistlerin trekking yapmasına da elverişlidir. Bunlara en güzel örneklerden biri ilçenin 9 km ötesinde Belevi Belde sınırları içerisinde bulunan denizden 400 metre yükseklikte Alaman Dağı zirvesinde bulunan ve 13 yy. ile tarihlendirilen Keçi Kalesi’ne yapılacak yürüyüştür.
İlçemizdeki konaklama tesisleri daha önceki yıllarda ev pansiyonculuğu şeklinde idi. Son yıllarda konaklama tesisleri açısından oldukça ilerleme kaydedilmiştir.
SELÇUK İLÇE OTELLERİ
TESİSLER, PANSİYONLAR, KAMPLAR
Turizm Belgeli
Belediye Belgeli
Pansiyonlar
Kamping
Sayısı
Yatak Sayısı
Sayısı
Yatak Sayısı
Sayısı
Yatak Sayısı
Çadır Sayısı
12
4611
19
1005
20
427
------
Toplam Yatak Sayısı 6131’dür.
SELÇUK İLÇE NÜFUS
Nüfus Durumu:
İlçemizin merkez ve köylerinin 1985–1990–1997–2000-2007 genel nüfus sayım ve 2008-2009 Adrese Dayalı Nüfus sayım sonuçlarına göre, nüfus artışını gösterir nüfus tablosu aşağıya çıkarılmıştır. İlçe merkez nüfusu turizm hareketleri ile her yıl yaz sezonunda yaklaşık iki kat artmaktadır. Ayrıca ekonomik sebebe dayalı göç olaylarının ilçe nüfusunun artışında etkili olmaktadır.
SELÇUK İLÇE EKONOMİ
Ekonomik Durum :
Ekonomik Hayatın Tarihi Ve Gelişimi :
Bölgemizde ekonomik hayatın tarihi Milattan Önceki dönemlere kadar uzanmaktadır. Bilindiği gibi Antik Efes Kenti deniz kenarında kurulu ve nüfusu 250.000' i aşan bir ticaret merkeziydi. Zamanla Küçük Menderes Nehrinin dolması ve oluşan bataklıklar nedeniyle malarya salgınları kentin vasfının kaybolmasına neden olmuştur.
Cumhuriyetten sonra Küçük Menderes ovasının ziraata açılması için teknik çalışmalar 1937 yılında başlamış, bu tarihten sonra bölgede tarım hayatı ve tarımsal faaliyetler gelişme göstermiştir.
1950 yılından sonra ilçemizde makineli ziraatın başlamasından sonra dana önce ekilemeyen sahalar tarıma açılmıştır. Bu nedenle tarımsal hayat bu yenilikten büyük ölçüde yararlanmıştır. Şehir Kuşadası İlçesine bağlı Nahiye İken 1957 yılında ilçe teşkilatı kurulmuştur.


İZMİR İLİ TİRE İLÇESİ
TİRE İLÇE TANITIM
tire
izmir tire
tire izmir
tire resimler
tire fotoğraflar
tire manzaralar
tire görüntüler
 tire video
tire spor
tire haber
tire haritası
tire ulaşım
tire iklim
tire nüfus
tire coğrafya
tire turizm
tire otel
tire konaklama
tire pansiyon
tire yurt
 tire pazar
tire ekonomi
tire sanayi
tire ticaret
tire tarım
tire hayvancılık
tire sağlık
tire hastahaneleri
tire devlet hastahanesi
tire kültür
tire sanat
tire peyniri
tire konut
tire kiralık
tire satılık
tire arsa
tire araç
tire kızlar
tire doktor
tire dağları
tire akarsuları
tire öğretmen
tire turşusu
tire eğitim
tire okul
tire lisesi
tire doğa
tire gezi
tire tatil
tire 
TİRE İLÇE TARİH
Tire Tarihi
Milattan Önce Tire
Tire; Hitit, Frigya, Lidya, Pers, Roma ve Bizans'a ev sahipliği yapmış, tarihin zengin kültür mirasına sahip bir kenttir.
Ne var ki, Tire tarihiyle ilgili belgesel bilgiler, Roma döneminden öteye, pek sağlıklı inmemektedir. Ya da diğer bir deyişle, milât öncesi 2000'le başlayan süreç, henüz sağlıklı bir zemine oturtulamamıştır.
Efes'teki Artemis Tapınağı’ndan Tire'nin batı köylerini de içine alan ve Bozdağa dek ulaşan Artemis Tapınağı Kutsal Toprakları, yüzlerce yıl, Tire'ye adeta bir kutsallık kazandırmıştır.
Roma dönemine ait belgesel zenginlik, Tire' nin bu döneme ait Tarihi coğrafyasında, bazı köylerin, ciddi yerleşim alanları oluşturdukları, buralarda ortaya çıkan arkeolojik belgelerden anlaşılmaktadır. Bu yerleşim bölgeleri içinde; Başköy (Uzgur), Akyurt (Zeamet Kilisesi), Hisarlık, Gökçen (Fota), Eskioba, yani Dormara (Almura), Büyükkale ve Kürdüllü Köylerini, özellikle belirtmek gerekir.
Ayrıca hemen belirtmeliyiz ki, Eğridere, Peşrefli gibi ilk çağ köylerinin yoğunluk merkezleri doğuda (Katoika), batıda (Bonita) olarak adlandırılmıştır. Batıda Büyükkale ve doğuda, Boynuyoğun-Yeğenli hattı, bu sıralamada yer almaktadır.
Dağlık kesimin güneyinde ise, Efes'ten başlayarak, Belevi / Hasan Çavuşlar / Büyükkale / Küçükkale / Eskioba ve Mahmutlar yönünden, Bozdağ'a değin ulaşan Tapınak arazisi Tire Ovası’nı kucaklamaktadır.
Ünlü Roma İmparatorları Jül Sezar, Augustos ve Trian'ın, Tire topraklarından bir bölümünü Artemis Tapınağı’na bağışladıkları, belgelerden anlaşılmaktadır. Tire Müzesi’nde, bu tapınağa ait arazilerden elde edilen bulgular, geniş bir yer tutmaktadır.
Tire'nin bu süreçte, Roma Senatosunda; “Kaystros Senatörlüğü” yani, Küçük Menderes Senatörlüğü adıyla temsil edildiği görülür. Daha sonra başlayan Bizans Döneminde, özellikle Ortodoksluğun biçimlendirilmesinde, Istanbul'un Kadıköy'ü ki, o dönemin adıyla “Halkedon” ve de İznik , o dönemdeki adıyla “Nikea” daki Ayasofya, Kilise Meclislerinde Tire; etkin, karar sahibi, Hristiyan bir kent görünümünde olduğunu kanıtlamıştır. Bu Konsüllerde, oy kullanma hakkına da sahip olan Kent, Bizans tarihi boyunca, bu parlak dönemini sürdürmüştür.
Ünlü coğrafyacı Strabon, ilk dönem sürecinde, Tire'nin yaslandığı Güme Dağı'nın mabetler zenginliğinin yanı sıra iki dinin de kutsallığını simgeleyen üzüm bağlarıyla donandığını ve bu üzümlerden yapılan şaraplarının ününü anlatır. Küçük Menderes Ovası için ise, “Efes Artemis'in, Kutsal Toprakları’nın çevrelediği bir bahçe gibidir ” der.
Tire, daha sonra, giderek Hristiyan kültürünün hakim olduğu bir isarlık Köyü olarak adlandırdığımız bu kent, adını Bizans İmparatoru Arkadius'tan almıştır.
kent görünümü kazanır. Tire ve Arkadiopolis, yani şimdiki Hisarlık yöresi, Bizans'ın Ünlü Ortodoks kentlerinden biri haline gelir. Bugün Hisarlık Köyü olarak adlandırdığımız bu kent, adını Bizans İmparatoru Arkadius'tan almıştır. Kaynak: A. Munis Armağan
TİRE İLÇE AYDINOĞULLARI DÖNEMİ
Aydınoğulları Dönemi'nde Tire
1308 yilinda Küçük Menderes yöresi topraklari üzerinde Aydinogullari Beyligi'nin kurulmasiyla Tire hizli bir gelisim sürecine girdi. Yeni Türk kentine bu tarihten itibaren, yeni eserler kazandirilmis ve çevresi ekonomik açidan gelismistir. Kentin folklorik degerleri de bu gelismeye paralel olarak canlanmistir..
Tire bir süre Aydinogullari Beyliginin merkezi olmustur. 1426 yilinda ise Tire Osmanli Imparatorlugu'na kesin olarak baglanmistir. Yeni kurulan Aydin eyaletinin Sancak Merkezi de Tire olmustur. Özellikle II. Murat ve Fatih Sultan Mehmet dönemlerinde girisilen imar hareketleri, kenti Imparatorlugun diger önemli kentleri arasina sokmustur. .
Tire'de 15. yüzyildan 18. yüzyila kadar kullanilan bir darphane bulunmaktaydi. Burada mangir (bakir) ve akçe (gümüs) adi verilen paralar kesilmistir. Özellikle, nakisli, mangirlari Osmanli Dönemi bakir paralari içinde degerli kabul edilmektedir. Dünyanin saygin koleksiyonlari içinde Tire'de kesilen Osmanli Dönemi bakir paralari da yer almaktadir. .
Tire'de mimarlik tarihi açisindan zengin örnekler vardir. Bu mimari eserlerin pek çogu camidir. Camilerin disinda hanlar, medreseler, bedesten, çarsi ve hamamlar da bulunmaktadir.
TİRE İLÇE OSMANLI DÖNEMİ
Osmanlı Dönemi'nde Tire
Tire'nin üçüncü tarihsel evresi, Osmanlı Dönemi' dir. Bu dönemi, iki süreç başlığı altında toplamak gerekmektedir.
Osmanlı sürecinin 16. yüzyıl sonlarına dek uzanan kısmı, imparatorluğun sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi yönden doruğa ulaştığı bir dönemdir. Tire'nin de ana karakteri, bu yüzyılda oluşmuş ve bu yöre insanının sosyolojik yapısı, bu yüzyıllardan başlayarak, çeşitli tarikat kültürleriyle, zenginliğe ulaşmıştır.14. yüzyılda Tire' de, Alevi-Mevlevi mücadeleleri görülürken, 15.ci yüzyılı takibeden asırlarda da, kentte Mevlevi ve Halveti ağırlığı hissedilir. Kentteki Mevlevilik tutkusu giderek daha etkili olur. Burada şunu önemle belirtmek gerekir ki, kentin geçmiş yüzyıllardaki kazanımları, daha sonraki Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi’nde bile varlığını korumuştur. Tire'nin sosyo-kültürel dokusunda, o yüzyılların önemli bir payı vardır.
Osmanlı döneminin ikinci kısmı diyebileceğimiz 17. yüzyıldan, Cumhuriyet'e kadar uzanan zaman kesitinde Tire'nin kendine özgü özelliklerini yitirdiği görülür. Bir başka deyişle, Osmanlı Devleti’nin, duraklama, gerileme ve yıkılış dönemleri, adeta bu kentin kaderiyle de özdeşleşmektedir.
Tire topraklarının bu yöreye bahşettiği ekolojinin etkisiyle, olağan üstü doğal güzelliklere sahip olduğunu belirtmeliyiz.
 Küçük Menderes Ovası’nda, günümüzde mevcut olmayan 17 göl içinde, halen var olan Belevi, Akarca, Karagöl ve Gümüş göllerinde, 30 - 35 kiloya ulaşan sazan ve yayınlar, çevre yerleşimlerinin beslenmesinde, önemli bir etken olmuşlardır. Ayrıca avlanmalar dışında, buradan elde edilen “sazlar”da, Tire'nin hasır tezgâhlarının temel hammaddesini oluşturmaktaydı.
Tire' nin sırtını verdiği, eski adı “Messogis” olan “ Güme Dağı ”, Beylikler ve Osmanlı tarihi boyunca,”Kestane Dağı”olarak anılır ve bu adla kayıtlara geçer. Bu dağın, ”Kestane Dağı” olarak tanımlanması, Evliya Çelebi ile devam etmiştir. Zaten Evliya Çelebi'de,Tire'de yetişen ürünlerin lezzetini methede methede bitiremez.
Tire'nin uygun iklim ve coğrafyaya sahip olması nedeniyle, geniş tarih dönemlerinde, seferdeki orduların, burada karargâh kurmalarında, önemli etkisi olmuştur. Timur' un Ankara Savaşı' ndan sonra, kışı Tire' de geçirmesinin yanı sıra, Çelebi Sultan Mehmet, Aydınoğlu Cüneyt Bey'in takibinde ve Kanuni Sultan Süleyman da, Rodos Seferi sonrasında, iki aya varan dinlenme süresi için, Tireyi seçmişlerdir.
1426 yılında kesin olarak, Osmanlı Devleti'ne bağlanan Tire, bu tarihten itibaren, yönetim merkezi olarak hem siyasi geçmişinden, hem de ekonomik gücünden yararlanmak suretiyle, tekrar tarih sahnesine çıkmıştır.
Sürekli başkaldıran kentin, olaylardan uzak tutulması için ilk Sancak Beyi Abdullahoğlu Halil Yahşi Bey'den başlanarak, Tire'ye hep güçlü kişiler atanır. Özellikle Sultan II.Murad ve Fatih Sultan Mehmet dönemlerinde girişilen imâr hareketleri kenti, kısa sürede imparatorluk toprakları içinde, birinci dereceden bir kent konumuna sokar.
Sultan Çelebi Mehmet'in, Karamanoğullarını dize getirmek için, Tire' yi üs seçmesi yine aynı zaman dilimi içinde, Osmanlı Fetret Devri'nin en ciddi olaylarından“ Şeyh Bedreddin Hareketi”nin plân merkezinin de Tire olması, kent tarihini oldukça önemli kılmaktadır.
Kaynak: A. Munis Armağan
CUMHURİYE DÖNEMİNDE TİRE İLÇESİ
Cumhuriyet Dönemi'nde Tire
Yirminci yüzyıl başlarında, Osmanlı Devleti’nin, I.Dünya Savaşından yenik çıkması ve ardından 18 Ekim 1918'de imzalanan, Mondros Ateşkes Antlaşmasının 7. maddesine dayanılarak 15 Mayıs 1919 tarihinde, İzmir'in Yunanlılarca işgâli ile başlayan sürece, 28 Mayıs 1919'da da Tire'nin Yunan’lılarca işgâli eklenmiştir.
Ne var ki, Tire'yi işgâl edenlerin, buradaki efe guruplarından hemen tepki görmesiyle, kentin kaderi değişmiştir. Bölgenin bu kahraman evlatlarının oluşturduğu milli direniş örgütlerinin başında, Gökçen Hüseyin Efe'de bulunmaktaydı. Gökçen Hüseyin Efe, bir çatışmada şehit düşünce, simgesel hale gelmiş ve Tire Kurtuluş Cephesi’nin ve Mücadelesi’nin anısına Fota adlı Rum Köyünün adı, Gökçen olarak değiştirilerek, kalıcı hale getirilmiştir.
Efeler'in ve Türk ordusu mensuplarının bu onurlu mücadeleleri sonucunda, İşgâl Kuvvetleri 4 Eylül 1922 günü Tire'den atılmış ve Kent yeniden özgürlüğüne kavuşmuştur.
29 Ekim 1923'te, Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte, onbeş yıl gibi kısa bir zaman dilimine sığdırılan kent yapılanması, kent peyzajının da değişmesine katkı sağlamıştır. Kaynaklardan elde edilen bu yeni dönem yapılanmasını tarihleriyle anımsamakta, kuşkusuz yarar vardır.
Tire'de, Türk Ocağı tarafından ilk sosyal nitelikli tesis olarak, 1927 yılında Şehir Sineması hizmete girmiştir.
Ardından 1929'da Tire İdmanyurdu'nun kuruluşu, 1930'da Kız Meslek Lisesi bahçesindeki “Millet Parkı”nın yapılışı, 1933'de Hükümet Konağının ve Alay Parkı'nın yapılışı, 1934'de Aydın Demiryolu Yönetimince, Tire İstasyon Parkı'nın yapılışı, 1934'de Bahçekahve'de, ilk Ortaokul'un açılışı. 1939'da Tire Cumhuriyet Meydanı'nın yapılışı, 1940'da İstasyon Caddesi ile Şehir Stadının açılışları, Cumhuriyetin ilk nimetleri olarak, kent tarihinde yer almış, önemli girişimlerdir.
Hızla ilerleyen zaman içinde, Tire Belediyesi'nin 1971 yılından bu yana devlet yatırımlarında esas olmak üzere, verdiği taşınmaz mallar, hizmet anlayışının öncüleri olarak, daima hatırlanacak eserlerdir.
Kaymakamlık, Belediye, Emniyet Müdürlüğü ve Emniyet Lojmanları, Adli Personel Lojmanları, Öğretmenevi, Ticaret Lisesi, Anadolu Meslek ve Kız Meslek Lisesi, Sağlık Meslek Lisesi, 9 Eylül Üniversitesine bağlı Meslek Yüksek Okulu, Halk Eğitim Merkezi, Çıraklık Eğitim Merkezi, Esnaf Kefâlet Kooperatifi İşhanı, Düşkünler Yurdu, Kapalı Spor Salonu, 4 Eylül Stadyumu, İtfaiye Teşkilâtı, Otogarı ve Sineması gibi daha bir çok tesis ve oluşum hep cumhuriyet dönemindeki süreçte Tire'nin elde ettiği hızlı ve önemli kazanımlardandır. Kaynak: A. Munis Armağan
TARİHTE TİRE
Genel olarak tarihte Tire
Tire bundan 5000 yıl önce ön Asyanın ilk yerleşik kavmi olan Pelasg-ların üç kabilesi tarafından kurul-muştur. Şehrin ismi tüm Hint-Avrupa dillerinde üç anlamına gelen ''three'' kelimesinden gelmektedir. Şehrin ''klan-atasasının'' ismi Tyrannos'dur.
Hititlerden önce Tire şehri vardı ve yaşayanlar Pelasglar, Luwiler, Meonyalılar ve Turşalardı. Turşaların yani Tirelilerin 150 savaş arabasıyla Kadeş savaşında (İ.Ö. 1285) Hititlerin yanında savaştıklarını Hattuşa (Boğaz-köy) arşivlerinden öğreniyoruz. Bölge-ye Pelasglar ana tanrıçalarının isimlerini vererek ''Asia'' demişlerdir. Tire ova-sının ismi olan Asia çayırları Homeros'un İlyadasında şöyle geçer;

Kanatlı kuşlar, kazlar, turnalar,
Uzun boyunlu kuğular nasıl sürü sürü
Asia çayırlarında,
Kaystrosun (Küçük Menderes)
iki yakasında
Sallayarak kanatlarını kibirli kibirli
Nasıl uçarlarsa bir o yana, bir bu yana,
Çağrışarak yere konunca çayır çın çın
öterse nasıl,
Öylece gemilerden barakalardan
pıtrak gibi insan
Skamandros (eski Menderes)
Ovasında yayıldı...
İnsanların otların ayakları altında
inledi toprak...
Baharda yeşeren yapraklar gibi durdu
binlerce kişi,
Çiçekli çayırlarında
Skamandros Ovasının...
(HOMEROS)

Yunan mitolojisine bir titanid yani dişi titan olarak girer. Daha sonra bu isim dünyanın en büyük kıtasına Asya olarak verilir.
Tirenin ismi çeşitli kaynak-larda Thira, Thyeira, Tyrha, Apeteira, Teira olarak geçer. Bu isim zenginliği bile şehrin eskiliğinin en somut delilidir. Tire Hititler döneminde Ak-hawriya ve Assuwa prenslikleri ara-sında yer alıyordu. Hitit impara-torluğunun son büyük imparatoru IV.Tuthalya (İ.Ö.1260-1240) döne-minde 22 Assuwa (asya-asia) şehri büyük Hitit imparatorluğuna isyan ederek Apaşa (Ephesos ) prensini kral olarak tanırlar. IV.Tuthalya 10.000 kişilik bir kuvvetle ve 500 savaş ara-basıyla bu isyanı güçlükle bastırır. İsyana katılan tüm şehirler gibi Thyeira(Tire) şehrini de yakar. Bu Tire'nin geçirdiği ilk büyük yangındır. Tire'den Hititlerin yıkıldığı yıllarda dünya siyasi tarihini etkileyecek iki büyük göç yapılır. Bunlardan doğuya gidenler neredeyse Mısır firavunlu-ğunu yıkacak olan deniz kavimle-rinden Turşalar; batıya gidenler ise İtalya'nın bir kent toplumu olması için çalışmış ''Etrüsklerdir. Hitit imparatorluğunun çöktüğü İ.Ö. 1200 yıllarında İ.Ö 950 yılına kadar Frig egemenliği görüldü. Daha sonra böl-genin egemenliği Lidya devletine geçer. Bu dev-letin üç soyu sıra ile Tire'yi yönetir;
Teira olarak geçer. Bu isim zenginliği bile şehrin eskiliğinin en somut delilidir. Tire Hititler döneminde Ak-hawriya ve Assuwa prenslikleri ara-sında yer alıyordu. Hitit impara-torluğunun son büyük imparatoru IV.Tuthalya (İ.Ö.1260-1240) döne-minde 22 Assuwa (asya-asia) şehri büyük Hitit imparatorluğuna isyan ederek Apaşa (Ephesos ) prensini kral olarak tanırlar. IV.Tuthalya 10.000 kişilik bir kuvvetle ve 500 savaş ara-basıyla bu isyanı güçlükle bastırır. İsyana katılan tüm şehirler gibi Thyeira(Tire) şehrini de yakar. Bu Tire'nin geçirdiği ilk büyük yangındır. Tire'den Hititlerin yıkıldığı yıllarda dünya siyasi tarihini etkileyecek iki büyük göç yapılır. Bunlardan doğuya gidenler neredeyse Mısır firavunlu-ğunu yıkacak olan deniz kavimle-rinden Turşalar; batıya gidenler ise İtalya'nın bir kent toplumu olması için çalışmış ''Etrüsklerdir. Hitit imparatorluğunun çöktüğü İ.Ö. 1200 yıllarında İ.Ö 950 yılına kadar Frig egemenliği görüldü. Daha sonra böl-genin egemenliği Lidya devletine geçer. Bu dev-letin üç soyu sıra ile Tire'yi yönetir;

1- Attysler (İ:Ö:2000-İ.Ö 1200)
2- Heraklidler (Herküloğulları) (İ.Ö 1200-İ.Ö.644)
3- Şahin kralların i.ö.644 yılındaki kurucusu Teira (Tire) prensi Gygestir.

Gyges yeryüzünde ilk metal parayı Tire'de bastırmıştır. Gyges, hayatının sonlarına doğru başkenti Sardes’e taşır. Firigya devletini yıkan Kimmer komutanı Toktamış ile Gyges Tire ovasında savaşırlar. Gyges bu sa-vaşta yenilir. Gyges hayatını kaybeder. (İ.Ö. 644) Kimmerler şehri ele geçirir, yağmalar ve yakarlar.
Bu Tire'nin ikinci büyük yangınıdır. İ.ö. 642 yılında Lidya kralı Alyattes tarafından Tire Kimmer’lerden geri alınır. Bu sırada Kroisosu ziyarete gelen ve ona ''mutluluk ve şanslılık'' adına bir ders veren ünlü Atinalı filozof ve devlet adamı Solon Tire'ye gelerek Güme dağlarındaki bir sayfiye evinde günlerini geçirirken bir Tireli heykel-tıraş Solon'un büstünü yapar. Bu büstün Romalılar döneminde yapılmış bir kopyası bugün Tire müzesinde bulun-maktadır. Şehir İ.Ö. 547-İ.Ö. 333 yılları arasında Perslerin Sar-des satraplığına bağlı ola-rak hayatını sürdürür.
İ.Ö. 333 yılında Gronikos savaşın-dan sonra şehir Büyük İskenderin eline geçer. Sar-des’ten Ephesosa giderken büyük İs-kender Tire'de ka-lır. İ.Ö. 323 yılında bir veliaht bırak-madan ölmesi üze-rine Tire generallerin-den Lysimakos’un, on-dan da Bergama krallığının eline geçer. Son Bergama kralının vasiyetnamesine göre de Romalılara bırakıl-mıştır. (İ.Ö.133) Böylece Ephesus merkezli Previncia Asia (Asya eyaleti) kurulmuş olur.
mıştır. (İ.Ö.133) Böylece Ephesus merkezli Previncia Asia (Asya eyaleti) kurulmuş olur.
Roma senatosunda Kaystros (Küçük Menderes) senatörlüğü oluş-muştur. 260'da yaşanan Ege depremi sırasında Tire şehri de yıkılmıştır. Roma Yunan dönemlerinden Tire çevre-sindeki Almura(Darmara-Eskioba) Büyükkale (Banita), Phota (Gökçen-Fata) Kürdüllü Aleca, Peşrefli (Cerere), Kireli (İdiphyta), Hisarlık (Larissa) Bukalion (Ali Paşa çiftliği) Tire çevre-sindeki önemli şehirlerdi.
395 yılında imparatorluk do-ğu ve batı olmak üzere ikiye ayrılınca Tire Bizans imparatorluğunun Anatolia Themasında kalmıştır. Bizans döne-minde Tire piskoposluğu Anadolu’nun yedi büyük piskoposluğu arasında yer alıyordu. Kalkedon(Kadıköy), Nikea (İznik), Ephesos (efes) konsüllerine Thyra ve Thira isimleri altında katıl-mıştır. İkonoklast(ikonkırıcı) dönemde ikonistler Tire ve çevresindeki mağa-ralarda ibadet etmişlerdir. Bu yüzden Bizans tarihçileri Tire'ye ''keşişler şehri'' ismini verirler.
İkonistler Tire ve çevresindeki mağa-ralarda ibadet etmişlerdir. Bu yüzden Bizans tarihçileri Tire'ye ''keşişler şehri'' ismini verirler.
Bu dönemde imparator Arka-diusun ismine atfen şehrin ismi ''Aka-diapolise'' çevrilmiştir. Bizanslılar döneminde 697-718 yılları arasında Arap akıncıları tarafından ele geçiril-miş, 718 yılında tekrar Bizanslılar tarafından alınmıştır.
1308 yılında Anadolu Sel-çuklu devletinin yıkılması üzerine Men-teşe Beyinin damadı Emir Sasa Bey, Aydınoğlu Gazi Mehmet Beyin de yardımıyla Tire'yi Bizanslılardan al-mıştır.(1308) Tire'ye kendine bağlı Dalaman boyunu ve Ephesos halkını yerleştirmiştir. İki savaş beyi arasında bir egemenlik yarışı başlamıştır. Ay-dınoğlu Gazi Mehmet Beyin başkent ilan ettiği Birgi'yi 1309'da Sasa Bey basarak yağmalamıştır. Bunun üzerine iki bey 1310 yılında Tire ovasında sa-vaşa tutuşurlar. Sasa Bey savaşı yitirerek Aydınoğlu Mehmet Beye esir düşmüştür. Daha sonra da başı kesi-lerek idam edilmiştir. Sasa Bey, bugün Tire Kesikbaş Mevkiinde bulunan “Keşikbaş Türbesi’nde” yatmaktadır.

1310 yılında Tire Aydıno-ğulları yönetimine girmiştir. O dö-nemde Tire’den su kanalları ile su-lanan bahçeler içinde güzel bir belde, mabetler ve medreseler şehri olarak söz edilir.
Aydınoğlu Gazi Mehmet Bey, Tire ve çevresinin yönetimini Süleyman Beye vermiştir. Süleyman Bey savaştan hoşlanmayan sorunların akıl ve bilimle çözülmesini isteyen bir devlet ada-mıydı. İbn-i Melek Medresesini maddi olarak gözetmiş bu medresenin avlu-suna yaptırdığı türbede M.S.1355 yılında gömülmüştür.
Aydınoğlu İsa Bey zamanında başkent Tire'ye nakledilmiştir. 1390 yılında Yıldırım Beyazıt , Aydınoğulları beyliğine ilk kez son vermiş, Aydınoğlu İsa Beyin kızı Hafza Hatun ile evlenmiş; kayınpederi Aydınoğlu İsa Beyin geçi-mini sağlamak için Tire ve köylerini ona ikta olarak vermiştir. Kaynak : Endercan Kurşaklıoğlu